25 Tem 2009 için Arşiv

h1

Cim Bom’a piyango

Temmuz 25, 2009

Cim Bom’a piyango

Real Madrid, Nistelrooy ve Huntelaar´ı istediği fiyata satamayınca fiyat kırdı. Sportif Direktör Valdano da üstü kapalı çağrı yaptı. İki Hollandalı´nın menaceri ise Rijkaard´ın kapısını çaldı.

 

Kazakistan ekibi Tobol ile oynanan iki maç da gösterdi ki, Galatasaray’a transfer şart… Özellikle hücum hattında Milan Baros’un çok yalnız kaldığını tespit eden teknik direktör Frank Rijkaard da bu bölgeye takviye yapılması konusunda yönetimden talepte bulundu. Haftalardır Avrupa’yı karış karış tarayan Haldun Üstünel yeniden yollara düşmek üzere. Başarılı yöneticinin rotası hafta başında şekillenecek. Gelişmelere bakılırsa ilk durak Madrid olacak. Sarı-Kırmızılı takımın gündemine gelen son isimler ise Ruud van Nistelrooy ile Huntelaar…
Peki, Galatasaray ile iki yıldızın yollarını kesiştiren gelişmeler nasıl yaşandı? İşte yanıtı…

 

 

Kazakistan ekibi Tobol ile oynanan iki maç da gösterdi ki, Galatasaray’a transfer şart… Özellikle hücum hattında Milan Baros’un çok yalnız kaldığını tespit eden teknik direktör Frank Rijkaard da bu bölgeye takviye yapılması konusunda yönetimden talepte bulundu. Haftalardır Avrupa’yı karış karış tarayan Haldun Üstünel yeniden yollara düşmek üzere. Başarılı yöneticinin rotası hafta başında şekillenecek. Gelişmelere bakılırsa ilk durak Madrid olacak. Sarı-Kırmızılı takımın gündemine gelen son isimler ise Ruud van Nistelrooy ile Huntelaar…
Peki, Galatasaray ile iki yıldızın yollarını kesiştiren gelişmeler nasıl yaşandı? İşte yanıtı…

h1

Galatasaray yeni transferlerı

Temmuz 25, 2009

Galatasaray yep yeni transferleriyle yeni denöme hazırlanıyor.Galatasarayın O.lyon’dan 8.5 mılyon euro ya

aldığı Abdul Kader Keıta ”Taraftarlardan etkılendim ” sözü dikkat çekti.Galatasarayın geçen sene kiraladığı

De Santcis geri döndüğünde Galatasaray yeni kaleci arayışlarına girmişti.Yeni aldıklerı kaleci Leo Franco Galatasaray

içinbir süprüz oldu.Galatasaryın bu yıl Lıncoln’ le tek taraflı sözleşmeyi fes etti.Şimdi Galatasaray Lıncoln ‘nün yerine

Deco ‘yu getirerek bomba patlatmak istiyor.

h1

Windows Seven

Temmuz 25, 2009

Windows Seven

WINDOWS 7 WINDOWS 7

Windows 1992′den beri üstünde bulunan yükten kurtulabilir: Windows 3.1′den bu yana süregelen, görev çubuğu ve Windows Explorer’dan oluşan kullanıcı arabirimi. Düşünülen yeni kullanım yöntemi ise Microsoft Surface: Kullanıcı dosyaları ve klasörleri sanki masanın üstünde duruyormuş gibi yönetebilecek. Dokunmatik ekran sayesinde sanal bir yığın içinden Word dokümanlarınızı veya kameradan fotoğraflarınızı ekrana yükleyebileceksiniz. Senelerden beri aşina olduğumuz fare-klavye ile kontrol tamamen ortadan kalkabilir. Daha aralık ayında Microsoft teknisyeni Hilton Locke weblogunda şöyle yazmıştı: ‘Eğer iPhone’un dokunmatik özelliklerinden etkilendiyseniz, Windows 7′ye bayılacaksınız.’

Temel değişiklikler
Microsoft bilgisayarla çalışmayı daha da basitleştirmek için alet çantasının en derinlerine el atmak istiyor. Bir örnek: Yeni W-LAN özellikleri. Şimdiye kadar ağ adaptörü sadece bir bağlantı gerçekleştirebiliyordu. Laptopu ile hem internet erişim noktasına hem de arkadaşının laptopuna bağlanmak isteyenler için durum kötü gözüküyordu. Microsoft bir sonraki işletim sistemi nesli ile sanal ağ adaptörleri oluşturmak istiyor. Windows her bağlantı için sanal bir W-LAN kartı oluşturuyor, her ne kadar fiziksel açıdan bir tane bulunsa da… Böylece kullanıcı birçok cihaza ve erişim noktasına aynı anda bağlanabilecek, hatta laptoplar internet bağlantısını farklı yerlere de iletebilecek. Bunun sonucu olarak, eğer erişim noktasının dışında bir yerde bulunuyorsanız ekstra bir bağlantı şansınız daha olacak.

Windows 7,25 MB’a iniyor
Fakat Microsoft yöneticileri daha da fazlasını istiyor ve Windows’un temeli olan çekirdeği yeniden inşa etmeye çalışıyor. Vista’da da kullanılan NT çekirdeği artık 15 senelik oldu. Bu durumu Microsoft geliştiricisi Eric Traut bile itiraf etti. MinWin olarak adlandırılan yeni çekirdek 25 MB sabit disk ve 40 MB RAM’a ihtiyaç duyacak. Püf nokta: Modülleştirme. MinWin sadece temel fonksiyonları sunuyor ve kullanım amacına göre yeni modülleri ekliyor. Sonuç olarak MinWin aynı prensiplere göre masaüstü bilgisayarları, PDA’lar ve akıllı telefonlarda kullanılacak. Bu ay çıkacak olan Windows Server 2008 de buna benzer bir temel üzerine geliştirildi: Minimum çekirdek kurulumu mevcut. Yönetici isterse bunun üzerine mail, yazıcı ve web sunucusu ekleyebiliyor.

Sanallaştırma sayesinde geri uyumluluk
Windows’ta yapılacak bu denli sert bir değişiklik, sorunlar olmadan gerçekleşemiyor. Sürücüler ve uygulamalar yeniden geliştirilip, her şeyden önce kullanıcı tarafından yeniden satın alınmalıydı. Microsoft bu şoku ‘Sanallaştırma’ ile ortadan kaldırabilir. Eski işletim sistemlerinin bileşenleri, Windows 7′de sanal olarak temsil edilebilir ve böylece eski programlar buna başvurup problemsiz çalışabilir. Kullanıcı bu sürecin farkına bile varmayacak, zira sanallaştırma sıkı bir şekilde kullanıcı arayüzü ile bağlanmış olacak. Bu sayede Windows XP ve Vista programları kullanılmaya devam edilebilecek.

Geleceğin müziği
Bu yeni özelliklerin yanında, Microsoft’un zaman azlığı sebebiyle Vista’ya ekleyemediği bazı eski özellikler genişletilecek. Mesela yeni dosya sistemi WinFS bilgisayar dünyasına girişini yapacak. Verileri arama ve verilerin yönetimi çok daha kolay bir şekilde gerçekleşecek. Bunun dışında BitLocker ve Güvenlik Duvarı’nın kullanımı kolaylaştırılacak. Diğer yenilikler arasında Internet Explorer 9, Media Player 12 ve Linux/Mac OS’ta standart olan sanal masaüstleri var. Önümüzdeki üç sene içinde de Microsoft tamamen 32-bit mimarisinden vazgeçemeyecek. Çünkü spekülasyonlar Windows 7′nin hem 32 hem de 64-bit sürüm olarak piyasaya sürüleceğine işaret ediyor.

Sonuç

Windows 7 ile Microsoft büyük bir adım atmak istiyor. Bunu yeni bir çekirdeğin ve kullanıcı arabiriminin geliştirilmesinden anlayabiliriz. Bu devrimsel işletim sistemi için ne kadar sevinilse de şu unutulmamalı: Zaman uçup gidiyor. Ocak ayının ortasında ilk öncül sürüm (Milestone 1) küçük çapta bir topluluk için yayımlandı. Bazı kaynaklara göre Windows 7 2009′un ikinci yarısında çıkabilir. Fakat geliştiriciler Windows 2000, Windows Server 2003 ve Windows Vista’da fazla iyimser davranmışlardı ve yayımlanma tarihini sürekli ötelemişlerdi. Microsoft bu tarz bir olaya kesinlikle bir kez daha mahal vermemeli. En azından firma-müşterileri yayımlanma tarihine güvenebilmeli. Geriye sadece şu kalıyor: Umarız Microsoft çok fazla şey vaat etmemiştir ve 2010 sözünü tutmak için kısa vadede Windows 7′den birçok önemli özelliği çıkartmaya çalışmaz.

This entry was posted on Pazar, 07 Dec 2008 at 9:32 pm and is filed under TEKNOLOJİ. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. Bir yorum bırakabilir, yada kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

h1

XP ve OFİS Programlarını Öğrenmek ve Uzmanlaşmak İstermisiniz?

Temmuz 25, 2009

XP ve OFİS Programlarını Öğrenmek ve Uzmanlaşmak İstermisiniz?

KOCBRYCE XP VE OFİS EĞİTİMİ KOCBRYCE XP VE OFİS EĞİTİMİ 

Koç Grubu, KoçSistem ve İ.d.e.a. bünyesinde 9 yılı aşkın bir süredir Bilgi Teknolojileri eğitimi vermektedir. Xp ve Ofis uygulamalarını öğrenmek ileri seviyelere taşımak artık çok kolay Kocbryce size bu imkanı sunmakta. Gerçekten mükemmel şekilde hazırlanmış, TEMEL ve İLERİ seviye eğitimleri olan bir çalışma. Ofis veya XP işletim  sistemini öğrenmek yada uzmalaşmak istiyorsanız mutlaka inceleyin. Eğitime başlamak için LÜTFEN TIKLAYIN. 

h1

GÜNEŞ ENERJİSİNDEN ELEKTRİK NASIL ÜRETİLİR.

Temmuz 25, 2009

GÜNEŞ ENERJİSİNDEN ELEKTRİK NASIL ÜRETİLİR.

Türkiye Güneş Enerjisi Haritası Türkiye Güneş Enerjisi Haritası 

Güneş panelleri güneş ışığını direkt olarak elektriğe çevirirler. PV (Fotovoltaik) hücreleri daha önce sıkça hesap makinelerinde ve saatlerde kullanılmıştır. Fotovoltaik hücreler bilgisayar çiplerinde kullanılan yarı iletken malzemeden üretilmektedirler. Güneş ışığı bu maddeler tarafından absorbe edildiği zaman, elektronlar bulundukları atomlardan ayrılarak madde içinde serbest kalırlar ve böylece bir elektrik akımı oluşur. Işığın (fotonların) elektriğe (voltaj) dönüşümüne fotovoltaik efekt adı verilmiştir.
12-24 panellik bir sistem normal bir evin tüm elektrik ihtiyacını karşılayabilir, endüstri uygulamaları veya elektrik santralleri için binlerce güneş panelinin kullanıldığı büyük sistemler kurulmaktadır.

Panel Panel 

Bir güneş hücresinin performansı verimi ile ölçülmektedir. Aldığı enerjinin yüzde kaçını kullanılabilir elektriğe dönüştürdüğü verimi belirleyen en önemli parametredir. Ancak belli dalga boylarındaki ışık elektriğe dönüştürülebilir, geri kalan büyük miktar hücreyi oluşturan madde tarafından ya emilmekte ya da yansıtılmaktadır. Bundan dolayı günümüzde tipik bir güneş hücresinin verimi %15 civarındadır, yani aldığı enerjinin sadece altıda birini elektriğe çevirmektedir.

Düşük verim daha geniş alan ihtiyacı, dolayısı ile daha yüksek maliyet demektir. Bundan dolayı günümüzdeki tüm çalışmalar güneş hücrelerinin verimini arttırmak için yapılmaktadır. 1950 yılında yapılan ilk güneş hücresinin verimi %4 ve Watt başına maliyeti 750 USD civarındaydı.

Tüm solar panellerimiz alüminyum çerçeveli veya laminat, çerçevesiz olarak üretilmektedir. -40ºC ve +85ºC dereceler arasında sorunsuzca çalışmakta olan güneş panellerinin korozyon ve UV ışınlarına karşı özel koruması vardır. Anti reflektif özel yüzeyi ile maksimum güneş ışığı absorbe edilmekte ve yansımalar önlenmektedir. Evsel uygulamalarda genelde 4-24 adet arası güneş paneli büyük telekom uygulamalarında ise 80-120 adet güneş paneli kullanılmaktadır. Seri ve paralel bağlamalarla istenilen DC akımı (12-24-48V DC) elde etmek mümkün olmaktadır.

Mevsimlere bağlı olarak farklı açılarla güneşe doğru yönlendirme yapılarak her mevsimde maksimum verim alınması mümkün olmaktadır. Türkiye için genelde geçerli olan 60º kış eğimi sayesinde ve panel camlarının özelliği nedeni ile buzlanma veya kar birikmesi olmamaktadır.

h1

ISIRGAN KÜRÜ VE KÜR TEDAVİSİ

Temmuz 25, 2009

ISIRGAN KÜRÜ VE KÜR TEDAVİSİ

Prof.Dr. İbrahim SARAÇOĞLU

Isırgan Otu Isırgan Otu 

Isırgan
Latince adı: Urtica dioica
İngilizce: Nettle
Almanca: Brennessel
Özellikleri: Akciğer kanseri ● şeker hastaları ● kuyruk sokumu iltihabı ● saçlara parlaklık ve canlılık ● saçlardaki kepeğe karşı ● romatizma ● arthiritis ● romatizmal ağrı ve şikâyetlerine karşı ● alerjiye karşı direnç ● inflamasyonu azaltır

Isırgan, bugüne kadar tanıdığım bitkiler arasında en karmaşık olanıdır. Bu bitkiyi araştırırken, daha dikkatli ve sabırlı olmam gerektiğini anladım. Isırgan, birbirlerinden tamamen farklı yüzlerce bitkiye uyguladığım sistematiğime ve araştırma metodolojime kesinlikle uymuyordu. Hem kimyası hem de biyokimyası değişkenlik gösteren bir bitkidir. Bugüne kadar incelediğim ve araştırdığım hiçbir bitkiye benzemiyordu. Bir kısım etkin maddeleri, metabolitlere doğrudan etki ederken, bazı etkin maddeleri de hormonal denge üzerinden etki ediyordu. Beni, kendisini tanımamda çaresiz bırakmıştı. Yıllar içerisinde geliştirmiş olduğum sistematiğe ve sistematiğimin kurallarına adeta karşı çıkıyordu. Isırganla inatlaştığımın farkına vardım. Bana adeta, “beni tanımak için ya sistematiğini ve kurduğun sistematiğinin kurallarını değiştir ya da beni istisna kabul et” der gibiydi. Yaklaşık otuzbeş yıldır sistemli olarak geliştirdiğim ve kurduğum araştırma kurallarını ve prensiplerini değiştiremezdim. Yıkmaya veya değiştirmeye de hiç niyetim yoktu…

Isırgan, doğal ortamında çevre şartlarına aşırı derecede bağlı olan bir bitkidir. Yetiştiği toprağın mineral ve tuz dengesinden en çok etkilenen bitki ısırgandır. Onun iri, sağlıklı ve geniş yapraklı yapısına bakarak, “işte bu en etkili olanıdır” diye düşünüp, sakın aldanmayınız. Cılız görüpte toplamak istemediğiniz bir ısırgan, tedavi amaçlı olarak bazen daha güçlü ve etkili olabilir. Bazende cılız deyip toplamamakla doğru karar vermiş olabilirsiniz. Bunu yazmakla sizi ikilem içerisinde bıraktığımın farkındayım. Peki, tedavi gücü en etkili olanı nasıl ayırt edeceğiz?

Yukarıda da belirttiğim gibi ısırgan benim için en karmaşık bitki olmuştur. Araştırmalarımda beni çok fazla yormuştur. Çünkü, içerdiği etkin maddelerin bütünlüğü yetiştiği toprağın kimyasal yapısına ve asitlik derecesine (pH) çok bağlıdır. Topladığınız yerden birkaç yüz metre ilerdeki ısırgan aynı özelliğe sahip olmayabilir. Bunun nedeni, toprağın kimyasal yapısı, nem oranı ve tuz dengesi aynı alanda farklılık gösterebilir.

Şimdi size başka bir örnek vermek istiyorum, duvar dibinde yetişen ısırgan ile hemen birkaç metre ilerisinde ve açıkta yetişen ısırgan arasında toprağın kimyasal yapısı ve elektrolit dengesi aynı olmasına rağmen, etkin maddelerin bütünlüğü açısından önemli farklılıklar vardır. Peki, birbirlerine sadece birkaç metre uzakta olan bu iki ısırganın etkin maddeler bütünlüğü bakımından farklılıkları nereden kaynaklanıyor? Bunun sebebi, duvar dibinde yetişenin gün içerisinde güneşi daha az görmesi ve yine duvar dibinde yetişenin toprağının daha nemli olmasıdır. Duvardan sadece birkaç metre uzakta olan ısırgan ise, gün boyu güneşi daha fazla görür ve toprağı da güneşi daha fazla gördüğü için daha az nemlidir. Bu farklılıklar ısırganın etkin madde bütünlüğünü kolayca etkileyebilmektedir. Tanıdığım en karmaşık bitki derken bu özelliğini vurgulamaya çalıştım. İşte, ısırganın bu özelliğinin olması ona ayrı bir gizemlilik kazandırmaktadır. Kısaca, ısırganın etkin madde bütünlüğü hem çevre şartlarından, hem toprağının kimyasından ve neminden, hem de güneşten büyük oranda etkilenmektedir. Bu özelliği, tanıdığım başka bitkiler aynı boyutlarda göstermiyorlar.

Uğrunda mücadele verdiğim, savunmasını yaptığım sistematiğimden ve bu sistematiğimin kurallarından asla vazgeçmeyeceğim ve bu konuda taviz vermeyeceğim konusunda kesin kararlıydım. Ancak, onu bir istisna olarak tanımak ve kabul etmek de istemiyordum. Onun bu özelliği beni adeta yol ayrımına getirmişti. Uzun yıllar emek vererek geliştirdiğim bilimsel kurallarıma uymuyordu. Çoğu bitkide yaptığım gibi, ara vererek çalışıyordum. Çünkü, hep aynı bir bitki üzerinde çalışmak, insanı kolayca kısır döngünün içerisine itebiliyordu. En doğru olan kısa aralıklarla değişik bitkiler üzerine çalışmaktır. Bu sayede hem monotonluk hem de kısır döngü riskini yaşamaktan uzaksınız demektir. Isırgana her defasında döndüğümde, hep aynı çözümsüzlükle karşı karşıya kalıyordum. Zamanla ona ön yargılı davrandığımın farkına varmıştım. Onu iyi tanımadığıma karar vermiştim. Üzerinde daha çok çalışmam gerektiğine inandım. Eğer onu iyi tanımış olsaydım, geliştirmiş olduğum sistematiğimin onu istisna kabul etmesine gerek kalmayacaktı.

Isırgan türleri
Isırgan, yöreden yöreye farklı türler gösterir. Avrupa, Amerika, Asya veya Avusturalya’da hep farklı türleri vardır. Çevresinde yetişen bitki florasına bağlı olarak çok fazla yatay geçişten etkilenmektedir. Ülkeden ülkeye değişen o kadar fazla türü vardır ki, saymakla bitmez. İşte size birkaç örnek,
Urtica angustifolia (Çin, Japonya, Kore)
Urtica ardens (Çin)
Urtica atrichocaulis (Himalaya, Çin’in güney-batısı)
Urtica atrovirens (Batı Akdeniz Bölgesi)
Urtica cannabina (Asya ve Sibirya)
Urtica chamaedryoides (Kuzey Amerika)
Urtica dioica L. (Avrupa, Kuzey Karadeniz)
Urtica dubia (Kanada)
Urtica ferox (Avusturalya, Yeni Zellanda)
Urtica fissa (Çin)
Urtica galeopsifolia (Orta Avrupa, Çorum, Sivas, Yozgat)
Urtica gracilenta (Orta Amerika)
Urtica hyperborea (Karadeniz’in yüksek yaylaları, Pakistan)
Urtica incisa (Avusturalya)
Urtica kioviensis (İngiltere, Fransa, Hollanda)
Urtica laetivirens (Moğolistan, Japonya)
Urtica mairei (Himalaya)
Urtica membranace(İngiltere, Azor Adaları)
Urtica morifolia (Kanarya Adaları)
Urtica parviflora (Hindistan)
Urtica pilulifera (İtalya, Sicilya, Fransa’nın güneyi)
Urtica platyphylla (Çin, Japonya)
Urtica pubescens (İran, Rusya)
Urtica rupestris (Sicilya)
Urtica sondenii (İskandinav Ülkeleri, Rusya)
Urtica taiwaniana (Tayvan, Endenozya)
Urtica thunbergiana (Japonya, Tayvan)
Urtica triangularis
Urtica urens (Ege, Orta Avrupa)
Daha onlarca türü vardır. Safranbolu evlerinin arka bahçelerinde yetişen ısırgan bu bölgenin endemik bitkisidir. Özellikle, Safranbolu evlerinin arka bahçelerinde yatişen diyorum, çünkü, Safranbolu evlerinin arka bahçelerinin kendine özgü bir alt yapısı vardır. Bu alt yapının toprağa kazandırdığı özellik sayesinde burada yetişen ısırgan, yıllar içerisinde evrimini tamamlayarak Safranbolu’nun endemik bitkisi olmaya hak kazanmıştır. Bu alt yapı özelliği bozulduğu taktirde, Safranbolu’ya özgü (has) endemik ısırgan da kaybolmaya mahkumdur.

Değerli okuyucu, araştırma, doğru soru sorabilme sanatıdır. Araştırdığınız konu ve konuya ilişkin sorunun cevabı her hangi bir kitapta yazılı değildir. Araştırdığınız konuyla ilgili kafanızda binlerce soru veya sorular zinciri vardır. Bu sorulardan bir tanesi doğrudur. Eğer, doğru soruyu sorabiliyorsanız, alacağınız cevap da doğrudur ve sizi doğru sonuca götürür. Eğer, yanlış soru soruyorsanız, yanlış cevap alırsınız. Doğru soruyu bulup sorana kadar, bazen günler, bazen aylar bazen de yıllar geçer. Bazen de o doğru soruyu bir türlü soramazsınız çünkü aklınıza gelmez.

Nihayet, 2005 yılının Eylül ayında ısırganla ilgili olarak doğru soruyu sorabilmiştim. Isırganın içerdiği etkin maddeler kompozisyonu, çevre şartlarına (iklime, havanın nemine, güneşin şiddetine, güneşi alış süresine) ve de toprağın kimyasına, mikrobiyolojik florasına, asitlik derecesine, elektrolit dengesine ve toprağın nemliliğine sıkı sıkıya bağlıdır. Öyle ise, ısırganın etkin maddeler dengesini bu kadar çok etkileyen faktör varken, onun tedavi gücünden nasıl emin olabilirim? İşte, bu soru yanlış. Doğru olan soru, mademki ısırganın etkin maddeler dengesini bu kadar çok etkileyen faktör var, bu faktörlerden (parametrelerden) hangisini veya hangilerini kontrol ederek veya kontrol altında tutarak, içerdiği etkin maddeleri en etkili olan şekliyle koruyabilirim? Isırganı amaca uygun olarak yetiştirmek bizim elimizdedir. Onu yönetebiliriz. Doğru soruyu bulduktan sonra sistematiğimi değiştirmeme ve ısırganı da bir istisna olarak tanımama gerek kalmamıştı.

Isırganın, saçlara verdiği canlılık, parlaklık ve kepeğe karşı koruyucu etkisi bilinen en genel özelliğidir. Isırganın tarihçesinde kanser tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir. Bunun dışında kabızlığa, astıma, gut (gout) hastalığına, romatizmal şikayetlere, bel soğukluğuna ve tüberküloza karşı kullanıldığı tarihçesi içinde bir çok yerde belirtilmiştir. Son yıllarda ısırganın tohumlarının da özellikle Avrupa’da iyi huylu prostat büyümesine (Prostate Hyperplazy) karşı tablet olarak kullanılmasına başlanmıştır. Tüm bunların yanında hemen hemen bir çok bitkide bulunan idrar söktürücü (diüretik) özellik ısırganda da bulunmaktadır. Vücuttan su atılmasında oldukça etkilidir. Su atılması esnasında elektrolit de atılmaktadır. Kısaca, vücudun tuz dengesini de etkilemektedir. Tuz dengesi denilince potasyum, sodyum, kalsiyum gibi iyonlar akla gelmelidir. Özellikle, potasyum kalp için çok önemlidir. Potasyum dengesizliği kalp ritim bozukluğuna (aritmi, ekstrasistol) neden olabilmektedir. Bu yüzden ısırgan çayını sık sık tüketenlere, ısırgana karşı ölçülü olmalarını öneririm. Çünkü, ısırgan çayını tüketen bir çok insana soru sorduğumda, aldıkları ısırgan miktarının, demleme sürelerinin ve de kullandıkları ısırganın doğru seçilmiş olmadığını gördüm.

Değerli okuyucu, kullanacağınız her bitkisel kürün, bitki miktarları, demleme süreleri, içim zamanları farklıdır. Bunlar doğru uygulanmadığı taktirde başarılı bir sonuç yerine olumsuz sonuçlar alınabilir. Bitkisel kürlerini öylesine yanlış uygulayan insanlar gördüm ve tanıdım ki, daha etkili olur düşüncesiyle yarım saat veya bir saat kaynatıyorlar. Böylece daha etkili olacağını zannediyorlar. Tam aksine, bu şekilde bitkinin tüm şifa veren gücünü ortadan kaldırıyorlar.

Benim, ısırgan üzerinde yaptığım çalışmalarımda üzerinde durduğum nokta, ısırganın akciğer kanserine karşı olan etkisini daha da artıracak olan ikinci bir promotor veya stimule özelliği olan bitkiyi aramaktı. Aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi ısırganın kanseri önleyici, tümörü yok edici ve de vücudumuzdaki kanserojen maddeleri uzaklaştırma gücü var. Bu gücü, tek bir etkin maddeden kaynaklanmamakdadır. Isırganda kansere karşı savaşan en az onbeş tane birbirinden farklı etkin madde bulunmaktadır. Ancak, bu gücü çoğu zaman yeterli olmamaktadır. Bunun nedeni, ısırganın içerdiği etkin maddelerin vücudumuz tarafından yeterli düzeyde absorbe (emilmek) edilememesidir.

Akciğer kanserinin tedavisinde, tek başına ısırganın başarılı olma gücü çok çok azdır. Isırganın tek başına akciğer kanserini tedavi etmekteki gücü bir milyonda bir civarındadır diyebilirim. Yani, bir milyon akciğer kanseri hastasından bir tanesini tedavi edebilir. Bu da çok az bir orandır. Birbirinden çok farklı özellikte etkin madde içeren ısırganın akciğer kanserine karşı hem önleyici hem de tedavi edici gücünü arttıran bitki ebegümecidir. Isırgan-Ebegümeci karışımı bazı akciğer kanseri hastalarında tedavi başarı oranını %3 – 5’e kadar yükseltebilmektedir. Yani %3-%5 oranında akciğer kanserini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu noktada çok sık karşılaştığım sorulardan bir tanesi de neden bazı akciğer kanseri hastalarında tedavi gücü var ama bazılarında yok? Bunun en önemli nedeni genetik yapıda gizlidir. Çünkü, hücre içerisinde bulunan genler, o hücrenin metabolizmasını kontrol etmektedir.

Unutmayınızki, hiçbir insanın genetik yapısı bir başka insanın genetik yapısına benzemez. Bir insanın bir başka insana tıpa tıp (%100) benzemesi mümkün değildir. Bu kişiler aynı yumurta ikizi dahi olsa birbirleri ile aynı genetik yapıya sahip değillerdir. Her insan orjinal olarak yaratılmış olup, özdeşi yoktur. İşte, genetik yapının farklı olması demek, hastalığın seyrinin de farklı olması demektir.

Hemen belirtmekte fayda görüyorum; tek başına ebegümeci bitkisinin de akciğer kanseri üzerinde önleyici, durdurucu veya tedavi edici bir etkisi yoktur. Ebegümeci, ısırganla karıştırıldığı zaman ısırganın kansere karşı etkin olan maddelerinin vücudumuz tarafından emilmesini arttırıcı ve bu etkin maddelere medyatör ve işlevlerini arttırıcı rol oynamaktadır. Isırganın ülkemizde ve dünyada çok değişik çeşitleri vardır. Mühim olan doğru ısırgan türünü bulmaktır. Isırganın küründen amaca uygun olarak faydalanabilmek için ısırganın çiçek açmadan önce toplanması gerekir. Isırgan toplandıktan sonra köklerinden iple bağlanarak asılıp (yaprakları aşağıya doğru) havadar ve gölge bir ortamda kurutulması gerekir.

Değerli okuyucu, yeri gelmişken vurgulamak istediğim bir nokta da şudur, ısırganla ilgili bu yazının ilk paragrafında ısırganın çok kolaylıkla etkin madde spektrumunun toprağın pH’ına (asitlik derecesi) ve elektrolit dengesine ve güneşe bağlı olarak değiştiğini belirtmiştim. Her nekadar ısırgan doğru zamanda toplansa bile, etkin madde bütünlüğünün toprağa ve güneşe olan bağımlılığı önemli bir noktadır. Isırgan kesinlikle hassas bir bitki değildir. O sadece, etkin madde bakımından çok değişken bir bitkidir. Onun bu değişkenliği toprağa, güneşe, yağış debisine, vb. sıkı sıkıya bağlıdır. Isırgan demek istiyorki, “benim yetiştiğim toprağın özelliğini ve üzerime düşen güneş ışığını öyle kontrol ediniz ki, siz insanlara en iyi şekilde, amacınıza uygun olarak hizmet vereyim”. Doğru toprakta, doğru yağış alanında ve doğru güneş ışığında yetişmiş olanları öylesine tedavi ve önleyici gücüne sahiptir ki, adeta mucize yaratırlar.

Tablo: Isırganın yapraklarında ve saplarında bulunan temel etkin maddeler
formic acid flavonoids
histamine, sterols
serotonin tannins
choline acetophenone
friedelins linolenic acid
carotenoids agglutinins

Lycopen maddesinin etki farklılığı
Karpuz, domates, soğan ve ısırganda bol miktarda bulunan lycopen, prostat, rahim, idrar kesesi ve meme kanserlerine karşı önleyici, koruyucu ve tedavi edici güce sahip bir maddedir. Ancak, lycopenin bu kanser türlerini önleyici gücü tedavi gücünden çok daha fazladır. Değerli okuyucu bir hastalığı önlemek onu tedavi etmekten çok daha kolaydır.

Yeri gelmişken bir noktaya açıklık getirmek istiyorum, son birkaç yıldan beri lycopen moda bir kelime haline geldi. Lycopen maddesi öyle sanıldığı gibi tek başına ve doğrudan etkili bir etkin madde değildir.

Isırganda, domateste ve soğanda bulunan lycopen hep aynı lycopendir. Peki, farklı olan nedir? Farklı olan nokta, lycopenin soğanda, domateste veya ısırganda bulunmasındaki etki farklılığındadır. Lycopenin etki mekanizmasını farklı kılan bulunduğu bitkiye bağlıdır. Soğanda bulunan lycopen aynı lycopendir ancak, soğanda bulunan medyatör ve fonksiyonel maddeler domateste yoktur, bu çok önemli bir fark ve ayrıcalıktır. Aynı şekilde domateste bulunan medaytör ve fonksiyonel maddeler de soğanda yoktur. Bu nedenle soğanda bulunan lycopenin etkisi ve endikasyonları farklıdır. Ve yine domateste bulunan lycopenin etkisi ve endikasyonları da farklıdır.

Domateste bulunan lycopen maddesinin endikasyonları (etki ettiği hastalıklar) kendisinde bulunan medyatör ve fonksiyonel maddelerden dolayı farklıdır. Şöyle de açıklayabiliriz, domates kürünü uyguladığımız zaman, domateste bulunan medyatör ve fonksiyonel maddeler lycopeni spesifik olarak farklı bir organa yönlendirirken, soğanda bulunan medyatör ve fonksiyonel maddeler domatestekinden farklı olduğu için, lycopeni spesifik olarak farklı organlara yönlendirir.

Buna bir örnek vermek gerekirse, domates kürü uygulandığında lycopen gözlere, kalbe ve idrar torbasına yönelik etkisini gösterir. Soğan kürü uygulandığında ise, prostata ve karaciğer metabolizmasına yönelir ve orada ağırlıklı olarak etkisini gösterir. Buradan çok önemli bir sonuç çıkmaktadır. Saf halde lycopen etkin maddesini tablet olarak aldığımızda lycopen nereye yönelecektir ve hangi endikasyonu gösterecektir? Lycopen saf halde olduğu ve medyatör ve de fonksiyonel etkin maddeleri yanında bulunmadığı için yönlendirilemeyecek ve de istenilen endikasyonuda (etkiyi, etkili tedaviyi) göstermekte zorlanacaktır. Bu zorlanma insan vücudunda yan tesir olarak çeşitli reaksiyonların ortaya çıkmasına veya da hemen hemen hiçbir etki gösteremeden vücuttan dışarı atılmasına neden olacaktır.

Unutmayınız, alınan her etkin maddenin vücutta belli bir kalış süresi vardır. Eğer, bir etkin maddeyi yardımcı etkin maddeleri (medyatör, fonksiyonel, ikincil yardımcı maddeler) ile beraber vücudumuza alırsak kısa sürede hem doğrudan gideceği dokuyu veya organı bulur hem de kısa sürede etkisini gösterir. Tablet formunda olan bitkisel kökenli tabletler, saflaştırılarak elde edildiklerinden ve de katkı maddeleri de içerdiklerinden, yardımcı ve fonksiyonel yardımcı etkin maddeleri içermemektedirler. Çünkü, tablet haline getirlirken çok sayıda yardımcı ve fonksiyonel madde uzaklaştırılmaktadır. Bir bitkiyi doğal olarak kullanmakla onun tabletini kullanmak arasında mukayese dahi edilemeyecek kadar büyük farklar vardır. Memleketimiz hemen hemen her ürünün doğal olarak yetiştiği mükemmel bir ülkedir. Hedef, hep doğal ürünü kullanmak olmalıdır. Böyle zengin bir ülkede yaşıyor olmak gurur verici ve bundan dolayı da Allah’a şükrediyorum.

Bu noktada önemle belirtmek istediğim bir sonuç daha ortaya çıkmaktadır. Bitkilerin ana etkin maddelerini (lycopen, quercetin, beta-karoten, agglutinin gibi) saf halde örneğin, tablet olarak tüketmeyi tercih etmeyiniz. Daha ziyade o bitkiyi bir bütün olarak düşününüz. Ana etkin maddelerinin etkilerini gösterebilmesi için de mutlaka yardımcı maddelerini de vücudumuza almak zorundayız. Bunun yoluda o bitkinin doğru hazırlanacak ve doğru tüketilecek kürü ile mümkündür. Bu size iki önemli avantaj sağlayacaktır. Birincisi, başarılı bir kür uygulamış olacaksınız, ikincisi ise, paranız cebinizde kalacaktır. Doğru bitkiyi aktarlardan birkaç YTL’ ye satın alabilirsiniz.

Dikkat!: Menopoz dönemindeki bayanlar
Menopoz dönemine girmekte veya girmiş olan bayanların ısırgan tüketiminden ve ısırgan küründen uzak durmaları gerekir. Isırgan, östrojen hormonunun üretimini baskılama (inhibe etme) gücüne sahiptir. Başka bir ifade tarzıyla, ısırganın östrojen hormon üretimini yavaşlatma gücü vardır. Menopoz dönemine girmekte olan veya girmiş olan bayanlarda östrojen hormon üretimi zaten yavaşlamaktadır. Bu durumda birde ısırgan tüketimi veya kürü uygulandığı taktirde, östrojen üretimi daha da fazla inhibe edileceğinden, yani, daha da az üretileceğinden, menopoz dönemindeki bayanların şikâyetlerini artırıcı etkisi olacak demektir.

Kısaca, ısırgan tüketimi veya ısırgan kürünün uygulanması menopoz dönemindeki bayanlar için kontra endikedir (ters etkili, zıt etkili) . Östrojen dengesi ile kalsiyum dengesi adeta iki kardeş gibidir. Menepoz döneminde üretimi azalmaya başlayan östrojen hormonu, kemiklerden kalsiyumun atılmasına neden olur.

Erkeklerde iyi huylu prostat büyümesi ve ısırgan kürü
Bayanlarda nasıl menopoz dönemi varsa erkeklerde de androgen dönem vardır. Erkeklerin androgen dönemi gerek psikolojik olarak gerekse de genel sağlıkları açısından, kadınların menopoz dönemlerine göre oldukça rahat geçmektedir. Yaklaşık kırk yaşından sonra erkeklerin %40’ ında iyi huylu prostat büyümesi gelişmektedir. Altmış yaşına gelmiş erkeklerin yaklaşık %60’ ında iyi huylu prostat büyümesi gözlenmektedir. Kadınlarda görülen menopozun temel nedeni östrojen hormonudur. Erkeklerde görülen androgen dönemin temel sebebi de yine hormonal olup testosteron hormonudur. Erkekler kadınların aksine androgen dönemlerinde ve iyi huylu prostat büyümesine karşı (benigne prostate hyperplazy), ısırgan kürünü hem bir önleyici hem de yardımcı tedavi olarak uygulayabilirler. Çünkü, erkeklerin ileri yaşlarında ortaya çıkan testosteron hormonunun dihydrotestosterona dönüşümünü baskılamaktadır (inhibe etmektedir). Erkeklerin yaşı ilerledikçe, testosteronun dihydrotestosteron’a dönüşümü artmaktadır. Bu artış, prostat hücrelerinde büyümeye neden olmaktadır. Isırgan kürü, iyi huylu prostat büyümesini (bph), dihydrotestosteron üretimini frenleyebilmektedir (inhibe ederek). Bu sayede ısırgan kürü bph hastaları için iyi bir destekleyici ve iyi bir önleyicidir.

Tablo: Isırganda bulunan bazı etkin maddelerin özellikleri
hypotensive tansiyon düşürücü
immunostimulant bağışıklık sistemini güclendirici
spermigenic sperm artırıcı
vulnerary yara iyileştirici
antiobesity şişmanlamaya karşı
laxative müshil
antimigrene migrene karşı
antibacterial bakterilere karşı
antiseptic antiseptik
analgesic ağrı kesici
cancer preventive kanser önleyici
antitumor tümöre karşı
hypoglycemic şeker düşürücü
antiacne sivilcelere karşı
antiasthmatic astıma karşı
antifatigue yorgunluğa karşı
antihepatotoxic karaciğer arındırıcı
antihypercholesterolemic kolestrol düşürücü
anticancer kansere karşı
hypoglycemic kan şekerini düşürücü
antioxsidant antioksidan
antiprostatic prostat rahatsızlıklarına karşı
hepatoprotective karaciğeri koruyucu
antieczemic egzamaya karşı
antianemic kansızlığa karşı
vasodilator damar genişletici
antidepressant depresyona karşı
diuretic idrar söktürücü
antiviral virüslere karşı
antiinflammatory enfeksiyonlara karşı
antiaging yaşlanmaya karşı

Yukarıdaki tabloda belirtilmiş olan özellikler aynı anda çok az bitkide bulunur. Her insanın yılda bir veya iki defa yapacağı ısırganotu kürü. vücudunu ve bazı organlarını arındırmış ve aynı zamanda da bir çok rahatsızlığa karşı da kendisini korumuş olur. Yılda bir veya iki defa yapılacak onbeş günlük kürlerin nasıl uygulanacağı aşağıda belirtilmiştir. Isırgan, Allah’ın insanlara sunduğu sonsuz nimetlerinden biridir.

Isırganın, pankreas bezini uyarıcı etkisi olduğu genel olarak bilinen bir özelliğidir. Bu özelliğinden dolayı kan şekerini düşürücü ve dengeleyici etkisi de vardır. Pankreası uyarması demek, insulin hormonunun daha çok salgılanması anlamına gelir. Insulin hormonu, pankreas tarafından yeterli düzeyde salgılana biliyor ise, kan şekeri de yeterli düzeyde (normal sınırları içerisinde) kontrol altında tutulabiliyor demektir. Bazı şeker hastaları, ısırganın kan şekerlerini düşürmekte veya dengelemekte hiçbir etkisinin olmadığını söylemişlerdir. Böylesi bir durum beni, ısırganı tekrar tekrar başa dönerek araştırmaya yöneltmiştir. Bu ayrıcalığın nedenini bulmam gerekiyordu. Neden bazı şeker hastalarında etkili ol muyordu? Bu ayrıcalık niye? Her zaman söylerim, hastalık yoktur hasta vardır. Hiçbir insanın metabolizması, bir başka insanın metabolizması ile aynı değildir. Detaya inildiği zaman her insanın metabolizması farklılıklar gösterir. Yani, farklı çalışır. Bu nedenle ısırganın her şeker hastasında aynı oranda kan şekerini düşüremeyeceği sonucu da doğaldır. Kısaca, her şeker hastası için ısırgan etkili olmayabilir. Bu durum modern tıbbın tedavi yöntemlerinde de aynıdır.

Bir hastaya uygulanan tedavi bir başka hastada hiç cevap vermeyebilir. Tıpkı, interferon tedavisinin her hepatit hastasında etkili olmadığı gibi. Günümüzde interferon tedavisinin başarı oranı ancak %25 civarındadır. Öyle ise, ısırgan da her şeker hastasında etkili olmayabilir. Yani, bazı şeker hastalarında etkili olabilir bazılarında ise etkili olmayabilir. Tam bu noktada ısırganın bazı şeker hastalarında, metabolizma farklılıklarından dolayı etkili olamayacağı kararını vererek, araştırma-larımı sonlandıracaktım ki, ısırganın çevre şartlarına ne denli bağlı olduğunu son bir defa değerlendirdikten sonra karar vermem gerektiği sonucuna vardım. Çünkü, ısırganın tedavideki gizemliliği (sırları) toprağına, iklim şartlarına ve doğrudan aldığı güneş ışığı miktarına sıkı sıkya bağlıydı.

Isırgandan fayda görmemiş şeker hastaları ile görüşmemin hiçbir anlamı yoktu. Çünkü, bu hastalar ısırganı aktarlardan satın alıyorlardı. Aktarlar da toplayıcılardan alıyorlar. Aktar, satın aldığı ısırganın hangi yöreden ve hangi mevsimde toplandığını nereden bilebilir ki? Isırganın kaynağını araştırarak harekete geçmek yolu kapanmıştı. Bu şartlar altında tek bir yol kalıyordu, ısırganı tekrar kendim araştırmam ve incelemem gerekiyordu. Önce, mevsime bağlı ısırganı araştırmakla işe başladım. Hayatımda hiç bu kadar şanslı olduğum olmamıştım. Daha ilk kararımda, beni doğru sonuca ulaştıracak soruyu sorabilmiştim.

Her zaman bu kadar şanslı olmayabiliyorum. Sonbahardan kışa geçiş dönemindeki ayda toplanan ısırgan etkin maddeler bakımından çok ayrıcalıklı idi. Şeker hastaları için bu aylarda toplanan ısırgan en doğru olanıydı. Bu çalışmamda neden bazı şeker hastalarının ısırgandan faydalanamadıklarını ortaya koyabilmiştim. Şimdi, bunun bilimsel nedenlerini aşağıda “şeker hastaları ve ısırgan” başlığıyla açıklamak istiyorum.

Değerli okuyucu, ısırgan öylesine bir nimettir ki, onu amaca uygun olarak yetiştirmek bizim elimizdedir. Isırganın, çevre koşullarına aşırı derecede bağlı olarak etkin madde spektrumunu değiştirmesi, bir dez avantaj değil aksine çok büyük ve önemli bir avantajdır. Çünkü, çevre koşullarını kontrol ederek ve dilediğimiz şekilde ona hükmederek etkin madde spektrumunun denetlenmesi imkanını bizlere sunuyor. Isırgan üzerine çalışan ve çalışacak olan genç araştırma-cılara yollarının açık olmasını diliyorum.

Şeker hastaları ve ısırgan
Sonbahar mevsiminin sonlarına ve kış aylarının ilk dönemlerine doğru yetişen ısırganın ayrıcalığı vardır. Özellikle bu bir aylık dönemde toplanan ısırganın (Urtica dioica) rhizome’larında, yapraklarında ve yaprak saplarında isolectin adı verilen kompleks bir karışım (grup) oluşmaktadır. Heterojen yapılı bu grup, glycoprotein özelliği taşımaktadır ve kimyasal yapıları birbirlerinden tamamen farklıdır. Kimyasal yapılarındaki bu farklılıklar aminoasit dizilişlerinden kaynaklanmaktadır. Kimyasal yapıları çok farklı olmasına rağmen, hepsinin biyokimyasal olarak etkisi aynıdır. Bu ortak tarafları da farklı şeker moleküllerini tanımaları ve tanıdıkları bu şeker moleküllerini de kendilerine bağlamalarıdır. Şeker hastalarının kanında yükselmesi istenmeyen şekerin adı glukoz’dur (kan şekeri). İşte, söz konusu aylarda toplanan ısırganın kürü doğru uygulandığında kan şekerini bağlayarak, kandaki şekerin düşürülmesinde etkin rol oynayabilmektedir. Değerli okuyucu, bu çalışmamda ısırganın kan şekerinin düşürülmesinde iki farklı etkisinin olduğunu gördüm. Bunlar sırasıyla,

1. Isırgan, pankreası uyararak daha fazla insulin hormonu salgılatıyor
2. Isırgan, kandaki şekeri (glukoz) kendisine bağlıyor.

Kısaca, ısırganın aynı anda iki farklı etkisi olmaktadır. Bir taraftan pankreası uyararak kan şekerinin kontrolünü destekliyor. Diğer taraftanda kanda bulunan glukozu kendisine bağlayarak, glukozun düşüşünü sağlıyor. Bazı şeker hasta-larının pankreası az çalışmaktadır. Yeterli oranda insulin hormonu salgılaya-mamaktadır. Bu tip şeker hastalarının pankreasını uyararak kan şekerlerinin düşmesine yardımcı olmaktadır.

Dikkat: Hypoglysemi hastalarının (kan şekeri düşük olanlar veya ani kan şekeri düşüşü yaşayanlar) hekimlerine danışmadan kesinlikle ısırgan kürünü uygula-mamalarını, ısırgan çorbası veya salatasını tüketmemelerini öneririm.

Radyoterapi veya kemoterapi almış hastalar dikkat:
Radyoterapi (RT) ve/veya kemoterapi (KT) alan hastalarda panzitopeni çok sık görülen bir tablodur. Panzitopeni, kandaki alyuvarların (eritrozit) azalması, akyuvarların (lökosit) azalması ve kansızlığın (anemi) gelişmesidir. Panzitopeniye düşen hastanın bağışıklık sistemi zayıflamış demektir. RT ve KT alan hastaların çoğunda trombozit (platelet) seviyesi de düşmektedir. Isırgan bu hastalarda trombozit seviyesinin daha da düşmesine neden olduğundan, kullanılmaması gerekir. Unutmayınız, trombozit seviyesinin düşüklüğü, iç kanama veya dış kanama riskiyle doğru orantılıdır. Peki, hiç mi ısırgan kullanılmamalıdır? Kan tahliline bakılarak hareket edilmesi gerekir. Eğer, trombozit (PLT) seviyesi normal değerinin altında seyrediyor ise, kullanılmamalıdır.

Isırganın, daladığını (deride kaşıntıya ve yanma duygusuna sebep olduğunu) hemen herkes bilir. Isırgan bitkisinin üzerindeki tüylerde alerjiye ve yanmaya neden olan bileşikler (kimyasallar) formik asit, histamin, seretonin, acethylcolin, 5- hydroxy tryptamine ve diğer bazı iritant’lardır (tahriş ediciler). Dalama özelliği pişirildikten veya kurutulduktan sonra kaybolur. Isırgan otunun genç (taze) olanları hem besleyici hem de yemeği yapıldığında daha lezzetlidir.

Kuyruk sokumunda kıl dönmesi (kist dermoid sakral)
Kuyruk sokumunda zaman zaman beliren çıbanlara, halk arasında kıl dönmesi denmektedir. Tıp dilinde kist dermoid sakral olarak adlandırılır. Kuyruk sokumunda bulunan kıl kökleri oturma veya giydiğiniz kıyafetin sürtmesi gibi etkenler ile içe doğru döner ve kıl deri altına doğru büyümeye başlar. Deri altında zamanla oluşan kıl yumağı bu bölgede kistik bir yapı oluşturur. İşte bu bölgenin iltihaplanması cerahatli bir çıbanın ortaya çıkmasına neden olur. Kendiliğinden ya da yardımla patladığı zaman içindeki cerahat boşalır, ancak kistik yapı ve kıl yumağı içeride kaldığı için olay tekrar tekrar ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda ısırgan lapası mükemmel bir yardımcıdır. (Bakınız: Kür 3) Kıl dönmesine karşı şikayeti olan Çankırı’lı bir hasta, kitabımdaki ısırgan kürünü uyguladıktan sonra bakınız ne anlatıyor, “ hocam, yıllardır kuyruk sokumumdaki kıl dönmesine bağlı iltihaplan-madan ve ağrıdan çektiğimi bir Allah, bir de ben bilirim. Ne zamanki, kitabınızı okudum ve oradaki ısırgan lapasını uyguladım ve şifa buldum. Her uygulayışımda topak topak siyah kıl yumakları çıktı. O kadar çok çıktı ki, hayret ettim. Size minnettarım, yıllardır çektiğim bu dertten kurtuldum.”

Değerli okuyucu, ısırgan lapası kürünü kullanıp başarılı sonuç almış o kadar çok insan var ki, küçük bir kıl dönmesi, insanın tüm yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Ne rahat oturabilirler, ne de sızıları diner. Bazen öylesine rahatsız edicidir ki, insanı çalışamaz hale getirebilir. Şüphesiz ki, bir çözümü de ameliyattır. Hekiminize bu konuda danışınız. Bazen ameliyat da çözüm olamamaktadır, çünkü, tekrar nüks etme ihtimali de vardır.

Isırgan aynı zamanda zirai ilaç olarak da kullanılabilir. Taze ısırganın yapraklarını ve saplarını 24 saat suyun içerisinde bekletirseniz, içerdiği formik asit suya geçer. Bu suyu maytlara (mite) ve yaprak bitlerine (aphids) karşı başarı ile kullanabilirsiniz. Formik asit, zirai ilaç sektöründe organik pestizid olarak bilinmekte ve kullanılmaktadır.

Romatizma ağrılarının olduğu bölgeye uygulayacağınız ısırgan lâpası ağrı kesici ve tedavi edici özelliğe sahiptir. Onun bu gücünden istifade edebilmek için haftada iki-üç defa uygulanması gerekir. Kürün uygulama şekli Kür 4 de verilmiştir. Bu kürü uygularken taze ısırganı kullanmak daha etkilidir. Eğer, kurutulmuş ısırgan kullanılacaksa, aktarlardan satın alırken en azından o yılın ürünü olmasına dikkat ediniz. Kurutulmuş ısırganın, kök kısımlarını içermediğine ve çiçek açmış olmamasına dikkat ediniz. Eğer satın alacağınız ısırgan aynı zamanda çiçeklerini de içeriyor ise, o ısırganı satın almayınız. Çünkü, ısırganın bu uygulamada çiçek açmadan önce toplanmış olması gerekir. Romatizmaya ve arthiritis’e karşı ısırganın tedavi edici gücü olduğu çok sayıda yapılan klinik deneyler ile kanıtlanmıştır. Ancak, onun hazırlama ve uygulama şekline uyulması başarı oranını artırmaktadır. Özellikle de yetiştiği çevre şartları ve toprağının kimyasal yapısı da dikkate alınmalıdır.

Isırganın toplama zamanı da çok önemlidir.

This entry was posted on Pazar, 07 Dec 2008 at 12:16 am and is filed under SAĞLIK. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. Bir yorum bırakabilir, yada kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.